MUŞ
Muş, Doğu Anadolu’nun en köklü yerleşim merkezlerinden biri olup tarihi Urartulara kadar uzanır. Kent, antik çağlarda başkent Tuşpa’dan (Van) batıya, Orta Anadolu ve Suriye’ye uzanan ticaret ve askeri yolların kavşağında yer alması sebebiyle stratejik bir öneme sahipti. Asur kaynaklarında "Nairi Konfederasyonu" olarak geçen bu topraklarda kurulan Urartu krallığının izleri, bugün hala Varto ilçesindeki Kayalıdere Kalesi'nde görülmektedir. Urartulardan sonra Med, Pers, Roma, Part ve Sasani gibi büyük imparatorlukların hakimiyet mücadelesine sahne olan bölge, milattan sonraki yüzyıllarda Bizans ve İslam orduları arasında sık sık el değiştirmiştir.
Muş ve çevresinin kalıcı olarak yurt haline gelmesi, dünya tarihini değiştiren 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi ile gerçekleşmiştir. Sultan Alparslan’ın uyguladığı dahi askeri taktiklerle Bizans ordusunu yenilgiye uğrattığı bu topraklar, Anadolu’nun kapılarını Türklere açmıştır. Selçuklu döneminde tamamen Türkleşen, Ahlatşahlar zamanında ise doğunun en müreffeh kültür ve ticaret merkezlerinden biri haline gelen Muş; sonraki dönemlerde Moğol istilası ve Timur’un yıkıcı akınlarıyla sarsılmıştır. Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Safevi mücadelelerinin ardından, 1514 Çaldıran Seferi ile Yavuz Sultan Selim döneminde kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Yakın tarihte ise Muş, hem Rus işgaliyle hem de bölgede dış desteklerle örgütlenen Ermeni çetelerinin katliamlarıyla büyük acılar yaşamıştır. 1916’da Rusların eline geçen şehir, Çanakkale kahramanı Mustafa Kemal Paşa’nın 16. Kolordu komutasında başlattığı hızlı taarruzla kurtarılmış; 30 Nisan 1917’de Türk ordusunca tamamen özgürlüğüne kavuşturulmuştur. Cumhuriyet’in ilanından sonra da yeni devletin kalkınma hamlelerine sahne olan Muş, 1925’teki Şeyh Sait İsyanı sırasında yerel halkın sağduyulu duruşu ve devletine verdiği destek sayesinde isyancılara geçit vermeyerek bağımsızlık ve huzur mücadelesini taçlandırmıştır.